10 Ekim 2018 Çarşamba

Yalnızlanmayı Hatırlamak

    Linux yaz kampı benim için hayli yorucu geçti.Şöyleki sabah 9:30 derse gir akşam 21 de çık alışık olduğum bir tempo değil.kampa bisikletim ile gittim sonrasında 2013 te kalan turu tamamlamak için.Kamp bittikten sonraki amacımda aynen öyleydi Bolu'yu gezip Ankara yolunu tutmak.Yedigölleri göreyim dedim çıkamazsın dediler güldüm yola devam ettim.Güzel tırmanış var Hakkı'nı vereyim lakin çıkamazsın falan dinlemeyin çıkılıyor.vardım yedigöllere şahış 4 lira ama beni görünce geç dediler.indim çadır Kuran insanların yanına sordum ücretlimi kamping evet dediler gecelik 25 lira 2 alan var kurulacak diye eklediler.duş elektrik hiç biri yok tabi Bi tuvalet yapmışlar Hakkı'nı yemeyelim.Tolga kampa para verir mi hayır vermez.yokuş aşağı saldım gidiyorum ana birde baktım milli park bitti.ola ne oluyor derken Bi alan buldum çadırı kurdum.Yemeğimi yedikten sonra milli parka yürüyeyim bilgi alayım dedim yarın nereyi gezmeli vs vs diye.yürümeye başladım lakin çok inmişim farkında değilim 5 km kadar inmişim.yürüyerek 5 km çıktım vardım kamp alanına birine soracağım ama gözüme kestirmeye çalışıyorum derken uzun saçlı Bi eleman oturuyor ailesi ile aha dedim anlar beni gittim sordum.Gidip sormam ile başladı muhabbet.taylan da bisikletçi çıktı ailesi ile dinlenmeye gelmişler buraya.



       Çetinkaya ailesi ile ufak bi yürüyüş yaparken

tanıştık kaynaştık derken hava karardı aşağıya 5 km daha yürüyeceğim hemde o kadar pedal çevirmenin üzerine bunlar.korkarsın korkmam derken yürümeye başladım.Hava zifiri karanlık elimde ışık var ama güçsüz neyse Bi viraja geldim çat çat sesler gelmeye başladı baktım iki göz parladı çakaldur dedim ama endişelenmeye başladım.Bir süre sonra koşmaya başladım koştukça adrelanin artmaya başladı tabi soğuk soğuk terlemeyede başladım 3km falan koştum çadıra geldiğimde sırıksıklam olmuştum.vucudum yorgunluktan ölüyor ama tabi duyduğum sesler ile irkiliyorum.uyku tutmadı tabi sabaha doğru uyumuşum biraz.sabah aynı yolu bisiklet ile çık ama her yerim ağrıyor.Bu arada kendi bisikletim abim ile beraber Karadeniz turunda olduğu için bisikleti Sinan'dan aldım.Pedli taytım yok kıçımda brooks a alışmış ağrıdan kıvranıyorum.bütün eklem yerlerim ağrıyor yürürken zorluk çekerek Pisagor ağacından anıt çama seyir tepesine hepsini gezdik.sonra çadırımı almaya Taylan ın araba ile gittik dünden sonra güvenli Bi uyku çekeyim yarında birlikte kahvaltı yapıp yola çıkarım diye düşündüm öyle de oldu.Sabah güzel Bi kahvaltıdan sonra düştüm yola.Taylan ve ailesi özellikle sıdıka abla yemekler için teşekkürler.Mengene gidiyorum diye çıktım dere boyu devam ediyor yol.stabilize ama tatlı yol.Tam Mengen Devrek yol ayrımına geldim ve durdum acaba Ankara ya mı döneyim yoksa Karadeniz sahilinde kalan bisikletim ile geçmediğim Zonguldak'a mı geçeyim.Kararı gidonum verdi dere boyu Devrek e doğru gitmek istedi ve pedal döndü.Linux yaz kampından bahsetmiştim en başta oradaki hocamız Şenol hoca Devrek li hemen aradım hocam Devrekteyim nereye çadır kurulur diye lakin sağlıklı Bi bilgi alamadım.Sonra UMutu aradım yine Mersin de bolkarlarda tanıştığım bisikletli bir arkadaşım.Dedi ben Kocaeli'ndeyim ama dur bizimkileri arayım bize git yatağımda yatarsın😊 Babasının numarasını attı evi tarif etti bende gittim.babası Kemal amca karşıladı beni.Güleryüzlü misafirperverliği ile önce duşu gösterdi sonra kahve yaptı yemekti derken demesin mi ne zamandır rakı içmiyorum.Hemen Bi Koşu gidip aldım rakıyı.Sonrası iyilik sağlıktı.Ertesi sabah erkenden ayrıldım.Kemal amcadan giderken baston iliştiriverdi Nasıl yaptıysa bilmiyorum amma aldım.Madenlere gidiyorum Zonguldak 'a.Merkeze gelir gelmez soluğu TTK(Türkiye Taş Kömürü Kurumu)da aldım.Madene girmek istiyorum dedim.Mümkün değil dediler şuan ohal var resmi yazılar zaten seni uğraştıracak.Önceden sorumluluğun kendine ait olduğunu anlatan bi kağıt imzalayıp giyebiliyormuşsun yalvar yakar yok olmadı.Sonra dedim madene gideyim orada sanşımı deneyim.Kozlu maden ocağına pedalladım kapıda anlattım durumu yok ttk yazı versin ben indireyim hatta çalıştırayım seni dedi.Yine olumsuz cevaplar ile geri döndüm merkeze bari denize gireyim dedim.Aldım bi iki bira indim sahile günün yorgunluğunu atıyorum napayım diye düşünüyorum.Cebimde bi yol param var kafamda karadeniz sahilindeki iller.Hani vardır ya bilirsiniz kuzen ama böyle en iyi anlaştığın kuzen hemen aradım böyle böyle bana biraz destek olur musun?Tamam ulan benim içinde gez demedi tabi.Yol paranı göndereyim gel Dedi.


 

Kemal amicam ile bi ufak içerken

     Sonra soluğu Kastamonu da aldım 😬.2013 te turda Antalya da tanıştığım Ankara da görüştüğümüz Leyla Kastamonu' da işe başlamış.Hop ne dersin Kastamonu vakit kalırsa Sinop Karadeniz sahili biter çok hoş.Evinde ağırladı bi güzelde rehberlik yaptı bana.Çıktım yola önce Daday ilçesine girdim Azdavay yolu yokuş ormandan geçeceksin geceye kalma dediler.Demeye kalmadı yağmurda peşine geldi.şimdi abimin turu için eşyalarımı ona vermişken kalan eşyalar ile derme çatma yola çıktım çokda eksiksiz değilim ama birkaç şey eksik.Zaten Bolu'dan Ankara'ya geleceğim diye hesaplarken ince bi tulum ile çıktım yola.Leyla tulumumu al Ankara'da paslaşırız dedi bende onayladım hemen.Tulum o gece işe yaradı ama geceye gelmeden daday Azdavay yolunu anlayayım biraz.Yanımda sayaç olmadığı için ne kadar pedalladım vs bilmiyorum ama eğimi %5-10 arasında değişen iyi bir tırmanış var.Spd nin eksikliği yine hissedildi tabi.Totomu hiç hesaba katmıyorum bile.neyse biraz tırmandıran sonra önce terkedilmiş bi hastane çıktı karşıma.Zamanında açılmış verem hastanesi.Kapısı açık bi kampüs oluşturulmuş.Kelebeğin rüyası filmindeki hastaneye benziyor.Girdim içeri bisikletim ile binaların camları kırık herşey dağılmış falan ürperiyorum tabi havada kararmak üzere.Kampı buraya atayım mı atmayım mı gezerken düşünüyorum.Ormanın ortasında terk edilmiş verem Hastanesine çadır kurmak hmm benlik sanırım ama kurmadım tabi.Nedenine gelince kapısında yemek yerken bi muratyüz131 Kastamonu plaka bi araba içeri girdi.2 dakika sürmedi geri döndü.çıkarken durdurdum emicayı.Baba buralarda güvenli çadır kurabileceğim bi yer var mı dedim.Adam yüzüme bakarak Güvenli Dedi hani güvenliden kastın ne der gibi.Dayı hayvan saldırısına falan uğramayım(senin gibi iki ayaklı hayvanların) yakınında su olursa efsane olacak bi kamp yeri.Bilmiyorum Dedi çıktı yukarı doğru.içeride birşeyler karıştırdığını düşünerken biraz yukarı çıktı durdu araba sesi gitti bi anda.Bu kadar çabuk ses gidemez dedim.Bindim bisiklete yukarıya doğru çıkmaya başladım bi baktım biraz ötede arabadan inmiş öyle bekliyor baktı ben geliyorum bindi arabaya biraz daha ilerden geri döndü.Şüphe katsayısı iyice arttı.Ula jandarmaya haber mi vereyim derken başıma bela almayım bi süre daha buradayım dedim.Tırmanmaya devam derken sonra bi kulübe gördüm bahçe kapısı kilitlenmiş kullanılmayan Leyla oradan bahsetmişti zaten.Tam da hava kararmak üzereyken attım çadırı.Yakınında ağaca musluk takılmış bi su bile var.Soruyorlar ormanda tek başına korkmuyor musun elbette korkuyorum ama korkuyu da istiyorum bi yandan.Yolculuğun benim için anlamlarından biride bu.Yemeğimi yapıp kahvemi içip çadırıma girdim.Hava bi anda soğudu zaten.İyi ki Leyla dan kalın tulumu almışım dedim.Güzel bi uyku çektikten sonra sabah güneş ile birlikte güne başladım.kahvaltılık bi krem peynirim var o kadar.Azdavay merkeze giderim dedim.Biraz daha tırmanmaya devam ama hissediyorum eğim azalıyor tepe yakın derken biraz daha tırmanış sonra gerçekten tepeye geliyor ve çıktığım onca yolun inişi başlıyor.keyif aldığım yerler arasına giriyor güzergah.Hala serinlik devam ettiği için hemen yağmurluğu giydim ama üşüyerek iniyorum derken bi pikap çıktı önüme girdim rüzgarına indim aşağı kadar onunlan.Hop derken küçük bi ilçeye girdim ama böyle bakımlı turistlik bi yer.Küre dağları milli parkının hemen yakınında olduğundan biraz gelişmiş.Yöre sakinleri zaten hayvancılık ile uğraşıyor.Etrafında kanyonları olan bir ilçe.Rize nin Çamlıhemşin i diye adını koyduğum güzel ilçe.Bir lokantada çorba içip bilgi alıyorum.Kanyon soruyorum derken valla kanyonu ismi bir kez daha karşıma çıkıyor tabi.Dünyanın 2.en derin kanyonu valla kanyonu.Biraz uzakta ama asıl kanyon orası sözcükleri kulaklarıma çarpıyor.Sonra yola koyuldum önce Pınarbaşı sonra Ilıca şelalesi rotam.Ancak Pınarbaşı'ndan sonra yollar hep bozuk stabilize yol.milli parkın içine giriyorum biraz asfalt sonra yine bozuk biraz asfalt sonra yine bozuk hep böyle böyle gitti en son artık asfalttan iz kalmadı tabi.ılıcaya inerken bi sırt çantalı ile karşılaştım oda tek başına yollarda.Biraz sohbet ettikten sonra ben devam tabi.Şelaleye kadar indim.Orada farkettim ki Kastamonu gizli cennet zaten asmışlar sağa sola.Beğenmeye başladığımı itiraf edeyim.



                                                       Ilıca şelalesi

Oradan çıkarken çirkin bir olay ile karşılacağımı düşünmezdim.Lakin anlatmadan geçemeyeceğim.Şelale girişinde bir gözlemeci var çıkarken uğradım gözleme fiyatını başka ne olduğunu sordum.Yan tarafta bir masada yemek yiyorlardı salataları falan vardı.Salatada var mı dedim hayır yok dediler.Neyse çay ikram edersen yiyeyim abi dedim tamam dedi oturdum.O sırada yemek yedikleri masadan bir abi benimle konuşmaya başladı.Nereden geliyorsun napıyorsun falan diye.Anlatmaya başladım benimde soracaklarım vardı hoş sohbet başladı.Valla Kanyonu yolu ve orası hakkında sorular sormaya başladım.Masaya çağırdı tabi ve üzerine bi çatal getirin dedi.Ancak oda ne ben masaya geçer geçmez salata başta olmak üzere masadaki herşeyi kaldırdılar.Yok artık diye içimden geçirerek konuşmaya devam ettim.Alacağım bilgileri aldıktan sonra söylediği hesabı içine çayın parasını ve bu görgüsüzlüğünüz için para bıraktım umarım görgüyü bu para ile satın alabilirsiniz notunu iliştirip oradan ayrıldım.(Bunu yapmayı kafamdan geçirdim evet ama birşey yapmadan ayrıldım)Yani insanları öyle sıcak kanlıdır misafirperverdir falan diyemeceğim.Ne varsa kırsal kesim insanlarında var onlar misafirperver onlar cana yakın.
      O bozuk yollarda pedallamaya devam ettim sonrasında.Hedefim Valla Kanyonu lakin havada bi gülümsüyor bi yağmur atıyor ne yapacağını kestiremedim.Yağmurluğu giyince pişiriyor çıkarınca ıslatıyor derken yaklaşık 10-15 km sonra Valla kanyonun hemen önündeki köye geldim.

A
                                       Çadırıda aha buraya attum

    Köydeki bir gözlemeevi var yemekte yapıyor.(isim gitti işte hemen yazmayınca of)Abi yardımcı olmak için elinden geleni yaptı yedirdi içirdi,bilgi verdi giderken de gönlünden ne koparsa deyip çekildi kenarına.          

2 Temmuz 2017 Pazar

Kuzey Uç (SİNOP)


  
    
   Bayram tatili için herkes bir yerlere koştururken, Ankara'da kalan ben ne yapacağımı düşünüyordum ki o boşluğu dolduracak planı bir anda buldum.


   Haritamı çizip hayallerime giden bu yolda nerelerin eksik olduğuna baktım.Gözüme kestirdiğim yer ise en kuzey noktamız Sinop oldu. Hemen ayarlamaları yapmaya başladım.Türkiye turu boyunca yanımda olan bisikletim maalasef sevgili abim tarafından el konulmuş durumda ve İstanbul'da bulunmakta. Dolayısıyla tura gidecebileceğim bir bisiklete ihtiyacım vardı. Sonra Ömer Sefa Canata'yı arayıp, hacı abi durum böyle bisiklete ihtiyacım var, dedim. Hiç sorgulamadan gel al dedi sağolsun. Kendisine göstermiş olduğu incelikten dolayı teşekkür ederim. Herşey ivedi bir şekilde hazırlanmış oldu. Sinop otobüs biletimi sabaha aldım ve couchrail grubuna couch bulabilmek adına durumu yazdım. Ancak bi couch bulamadım ve bileti gece alıp gündüz iner inmez pedalamaya karar verdim. Yola çıkmadan önce alerjimin azdığı en kötü döneme girmiştim. Ama kararı vermiştim artık. Akşam 22:30'da AŞTİ'den otobüse binerken beni uğurlamaya gelen kulüp arkadaşlarım Samet,Emre ve Elif'i atlamadan geçmeyim. Sanırım işsiz güçsüzlerdi ki beni uğurlamaya geldiler. .

   Yolculuk bol burun akıntısı ve hapşırık ile geçti gitti. Otogarda indim ancak gerçekten kötü durumdayımdım ve temizliğe ihtiyacım vardı. Polenden, çayırdan çimenden uzak durmam gerekiyordu ama pedalladığım noktada bu mümkün değildi. Deniz suyu üst solunum yollarıma iyi gelir düşüncesi ile pedallamaya başlıyorum. Saat sabah 5i gösteriyor. Ortalıkta kimsecikler yok, kuşların cıvıltıları eşliğinde pedallıyorum. Hamsilos'a varıyorum. Önce pansiyon arıyorum kendime çünkü alerji durumum hiç iyi değil. Neyse bi fiyat sormak için Hamsilos tatil köyü isimli mekana giriyorum ama saat 6, henüz kimseler ayakta değil, resepsiyon kapalı. Kapıda bulduğum hamağa uzanıyorum ve uyuya kalıyorum. Saat 8:30 civarlarında beni iki amca uyandrıyor. Biri nazik anlayışlı neden burada olduğumu anlamak istiyor, öteki o uyku sersemliğimde, kimsin sen? ne işin var burada?ve tabi nerelesin? gibi sorular soruyor peşi sıra cevap vermemi beklemeden. En son, dayı bismillah bi gözümü acayım sen gelen misafirlere böyle mi davranıyorsun, diye çıkıştım. Hemen nazik dayı araya girip beni uzaklaştırıyor. Durumu anlatıyorum kendisine. Amca hemen burada ev kiralıyoruz 3 odalı aileye veriyoruz ve 300 lira geceliği diyor. Tamam dayı burada kalamam o zaman teşekkür ederim, peki ne yapılır Sinop'ta nereler gezilir, diye ekliyorum. Hamsilos tabiat parkı ve fiyordlardan bahsediyor. Teşekkür edip ayrılıyorum yanından.
   Sonra önce tabiat parkına pedallıyorum. Giriş ücretsizmiş, güzel, iniyorum deniz kenarına ve çadır için yer bakıyorum. Ağaçlığın içi güzel ama yer toprak. Bakınıyorum etrafa daha güzel yer bulabilirim diyorum devam ediyorum. Sonra balıkçıların olduğu bi koy var, hemen tabiat parkının yanında. Sabah balığa çıkmış bir tekne ve ağlarındaki balıkları ayıklayan amcalar ile karşılaşıyorum.



   Kolay gelsin diyip yanlarına sokuluyorum.Ooo hemşerim hoşgeldin diyip sıcak bir tavırla buyur bi çayımızı iç diyorlar. Hemen oturuveriyorum yanlarına. Çayımı yudumlarken laf lafı açıyor siyasete kadar giriyoruz. Sonra biraz yardım ediyorum kendilerine, balık kokarak yanlarından ayrılıyorum. Fiyordların olduğu yere varıp gezinip, bakınıyorum çadır için uygun yer bulabilmek için. Çimeni, ağacı yakalıyorum lakin düz zemini yakalamıyorum ve çok esiyor .Burası da olur olmaz derken 3 tane Trabzonlu uşak geliyor yamacıma doğru ellerinde çadırlarla. Önce biraz izliyorum, sonra yardım edeyim size diye aralarına giriyorum. Zaten o hareketimden sonra, oroo sen nerelesin diye giriyor bi tanesi. Ben de sizdenim diyorum. Çadırı kurmaya devam ediyoruz. Ancak tam düşündüğüm gibi rüzgar fena esiyor ve eğimi oldukça fazla. Ben buraya kurmayacağım gece de eser diyip yanlarından ayrılıyorum. Sonra geldiğim yola geri dönüyorum. Çadırı kuracağım alanı sonunda buluyorum.

   Hop çadırı hemen atıveriyorum.Yemek yiyeyim dinleneyim derken, oradan tanıştığım bir iki kişi günbatımına İnceburun'a gitmelisin diyorlar. Hemen hazırlanıp yola çıkıyorum. 18 kmlik bir mesafe var İnceburun'a.Işıkları alıp yola çıkıyorum.



    Fotoğrafı çektirdiğim noktanın az ilerisindeki kayalıklar, en kuzey ucu Türkiye'nin. Kayalıklarda gün batımını izleyip çadırıma geri döndüm. Akşam kamp alanında Samsunlu iki kişi ile tanıştım, hemen kaynaştık. Arabaları ile geldikleri için semaverinden tut her şeyleri yanlarındaydı. Kamp arkadaşlığı yapıyoruz, elimizdekileri paylaşıyoruz. Sinop un Türkiye'nin en mutlu ili olduğunu söylüyorlar sohbet arasında. Sonra günün vermiş olduğu yorgunluk ile kendimi çadırıma atıyorum.Gün boyu alerjimde beni zorlamayı bırakmıyor tabi. 3 günlük bir tura çıktığım için yanıma yazlık ince tulumumu almıştım üşüme ihtimalimi düşünmeden. Lakin sabaha kadar defalarca üşüyerek uyandım. Sabah uyandığımda halsizlik de vardı. Kalktım, kahvaltı yapacak iştahım da yoktu. Merkeze doğru pedallayayım dedim. Merkezin girişinde tarihi Sinop Cezaevini görüp içeri girdim.Çıkarken de yanıma Hüseyin Pehlivan ve Sabahattin Ali'yi aldım. Sabahattin Ali'yi hepimiz biliriz iyi kötü. Biraz daha tanıma fırsatım oldu.Yattığı koğuş ve şiirinin hikayesi gibi ince detayları görmüş oldum.

                                                 Sabahattin Ali'nin koğuşu

                        Eşkıya Dünyaya şiirinin öyküsü ve orada bile bir RİZE'linin oluşu.





Filmlere ve dizilere ev sahipliği yapan Sinop Cezaevinden çıkarken yanıma aldığım Sabahattin Ali'den ziyade Hüseyin Pehlivan ve Dut Ağacı hikayesi oldu.Beni etkileyen asıl olay bu oldu.
 
    Kan davasından içeri düşen Hüseyin Pehlivan idam cezasına çaptırılmış daha sonra cezası müebbet cezaya dönüştürülmüş ve sonrasında ceza evi içerisindeki tutumlarından dolayı cezasını yatıp çıkmış. Ama çıkmadan önce dikmiş olduğu Dut ağacı bütün sıradanlığını bir kenara itip duygularımı parçaladı. Müdüre yazdığı mektubunda dut ağacı dikmek istediğini bunun bir teselli ağacı olacağını buraya gelen mahkumların idam cezasına çarptırılmış bir mahkumun cezasını çekip buradan çıktığını gösteren bir ağaç olarak ümit vereceğini söylemiş ve öyle de olmuş. Hikaye yukarıdaki fotoğrafta anlatılıyor.
     Buruk bir şekilde ayrıldım oradan. Merkeze Kalenin önündeki İskeleye vardım.Kahvaltımı ancak yapabildim. Alerjim çok kötü halde artık. Hemen, yine kulüpten arkadaşım Kamer'i aradım. Kendisi tur doktorum. Durumu anlattım başından sonuna. Beni bilirsin böyle durumlarda bisiklete binmeye devam eder çivi çiviyi söker mantığıyla kafamın dikine giderim dedim.mÖyle evet ama bir doktor olarak şu anda dinlenmem gerektiğini ismini hatırlamadığım bir ilacı almamı söyledi. Peki doktor anlaşılmıştır dedim kendisine.Sonra bisikletim ile otogara pedalladım. Henüz Erfelek Tatlıca Şelalerini görmemiştim. Ne yapayım diye düşünüyordum. Sonra bisikleti otogarda ağaçların arasına kitledim. Yanıma cüzdanım ve telefonumu aldım sadece. Düştüm otostopa. Madem yorma vücudunu dedi doktor yormayalım o kadar ama eksik de kalmayalım.Yarım saat sonra sonunda bi araç durdu. Erfeleğe gidiyormuş, güzel. Bindim hemen ancak Erfelek'e gelince öğrendim ki şelaleler 20 km daha ötede. Oradan otostop çekmeye devam tabi. Yine bir yarım saat sonra bi araç daha durdu ve içeriden birisi Interrail Türkiye mi? dedi. Hayır dedim, bindim araca. Arabada 5 kişi olduk.Meğer 3 kişi o gruptanmış. İstanbul'dan yola çıkmışlar. Aracın sahibi Muhammed, Ürdün'lü bi abimiz. Gelmiş ülkemizde Karadeniz turu yapıyor. Kastamonu Cide'den bizim bu üçlüyü almış buraya kadar getirmiş. Sinop merkezde bi couchta kalıyor bizimkiler. Bizimkiler diyorum çünkü hemen anlaştık bu 3 kişi ile. İki Ahmet bir de Esin. Neyse şelaleye kadar vardık. Bayramın son günü oradayız ve aşağı taraf ana baba günü. Her tarafta günübirlikçiler(bu insanlardan fazla haz etmem. Çünkü gelirler dağıtırlar ve giderler. Kamp kültürleri olmadığı için döndüklerinde geriye kalan tek şey çöp olur) Zaten insanlardan kaçıyorum derken hooop kalabalığın içinde buldum kendimi .Neyse bizimkiler kafa insanlar çıktı, hadi en sonuncu şelaleye kadar çıkalım dedik. Hatta yüzeriz güzel. Ancak çıktıkca, insan bitmiyordu. En son noktaya ulaşırken bi patikadan çıktım, insan görmediğim doğa ile içiçe olduğum tek nokta orasıydı. Son noktada buluştuk bizimkiler ile sonra. Ormanlık bi dağın arasından akan ırmak 19 tane belki daha fazla şelale oluşturarak aşağı kadar iniyor. Olay güzel ancak kalabalık  her zamanki gibi kötü. Neyse gezdikten sonra geri dönüş yoluna geçtik.
                                    Ekip bu Ahmet,Esin,Muhammed ve Ahmet

   Dönüş yolunda Hamsilos'a gittiğimi İnceburun'da gün batımını izlediğimi söyledim.Onlar henüz oraları gezmemişti.Merkeze dönüp yemek yedik.Sonra gün batımına yetişelim sizinle, haydi İnceburun'a dedim.Güneş tam kendini kaybederken yakalayabildik.Yol boyu Muhammed fast fast fast gitmemize rağmen(Arkadaş türkçe bilmiyordu da:). Sonra beni otogara bıraktılar ancak otobüste yer olmadığı için o akşam gidemedim. Başta aradığım ama bulamadığım Sinop'taki couch a gidiyoruz. Ama gitmeden önce Şahintepe Seyir terası var, Sinop un en tepe noktası. Orada çay içelim diyoruz. Güzel siz gidin ben bisiklet ile gelirim peşinize diyorum. Merkeze kadar her şey güzeldi taa ki sonrasında bisikletin üzerindeki yükler ile çıkana kadar. Terden sırılsıklam oldum. Çıkarken doktor, dinlenme falan yalan oldu. Sonunda vardım.

            Şahintepe Seyir Terasından

    Kuzey uca yapmış olduğum yolculuğunda sonuna gelmiş oldum böylelikle. Geriye kalanları ölümsüzleştirmenin yoludur yazmak. Anılarıma zaman ilerledikçe geri dönerim arada. Hey gidi günler deyip bir sonraki yolculuğun planını yaparım. Sabah otobüse binip Aştide indim.Sonra kulüp odasına gidip başladığı noktada bitirdim turu.

Ankara Üniversitesi Tandoğan Kampüsünde bulunan Hitit Bisilet Topluluğu Odası(Kulüp)





28 Eylül 2013 Cumartesi

YAŞAMAK İÇİN PEDALLA 1.AŞAMA SON BULDU.

                  En son Hollandalılar ile okulları gezip neler yaptığımızdan bahsetmiştik. Sonrasında da yoluma devam ettim. Yola çıkmadan önce bir işi tam olarak yapmadığımdan bahsetmiştim. Bakınız:
http://tolgagunturkun.blogspot.com/2013/04/bir-baltaya-sap-olabilmek.html
                 Turun bitmesi ile "bakın ben bunu yaptım" diyebileceğimden bahsetmiştim ama bu yolculuk bana inanılmaz şeyler kattı. Kişiliğime etkileri oldukça fazla oldu diyebilirim. Turu bitirmek için önümde 200 km kalmıştı ki yine derin düşüncelere daldı kafam. Hayaller vardı; büyük hayaller. Hayal kurmak da para ile değil ya, benim de var işte.  Dedim ki ben otobüse atlıyorum ve turu bitiriyorum. Evet, bir işi yaptım deme kısmını da askıya almış oldum böylece.
                 Nedenine gelince; ben aslında bir şeyleri başardığımı gördüm. Ama işi tamamlama kısmını erteledim. Ankara'ya bisiklet ile dönüşüm, ardından eve pedallamam nasıl bir heyecan verecekti, nasıl sevinecektim tahmin edebiliyorum. Ama bunu erteledim. Çünkü büyük hedefler, büyük hayallerim var artık. Ve bu hedefler için uğraşmaya başladım bile. Neden olmasın ki? Önümde bir örnek de var. O imkan ve olanakları yaratan ve şu anda onu uygulayan... Ben de heyecanımı erteleyip o büyük projeye adamaya karar verdim kendimi. Gerçekleştirmek için gerekli ortamı kurduğum zaman bunu da herkes ile paylaşacağım.
                 ''BU DAHA BAŞLANGIÇ, MÜCADELEYE DEVAM''deyip ''YAŞAMAK İÇİN PEDALLA'' projesinin 1.aşamasını sonlandırdım.
                  Toplamda 4556 km pedal çevirdikten sonra, yola çıkarken yanıma aldığım Ankara Üniversitesi flamasını Prof. Dr. Erkan İBİŞ' e teslim ettim.

                Şimdi gelelim bundan sonra güzel amaçlarla güzel işler çıkarmak isteyen arkadaşlara. Gürkan abinin Atılım Üniversitesi'nden, benim de Ankara Üniversitesi'nden destek aldığımız gibi bütün kapılar çalınabilir artık. Bilmediğim başka örnek varsa onları da aktarıp şartları zorlamalısınız bence. Tur bitti ama çalışmalar bitmedi. Şu anda Ankara Üniversitesi Bisiklet Topluluğu'nun (HİBİT) başkanlığını üstlenip kulübü faal hale getirme çalışmalarına başladım bile. Rektör hocam bu konuda bana tam destek sözü de verdi.
                Elimdeki dokümanlar hakkında küçük bir bilgi ile, yazıyı ve projenin etabını kapatıyorum. 807 dakika video kaydı ve 1558 fotoğraf var elimde.Tanıştığım insanlar yaşadığım anılarda cabası.Bundan sonra artık benim de bu birikimlerle hayallerim için çalışma zamanım geldi.
Sevgiler, Saygılar...
Tolga GÜNTÜRKÜN.

17 Eylül 2013 Salı

Rotadaki Küçük Değişiklik

               Behramkale 'den sonra Truva'ya kadar gittim. Hava kararmak üzereydi oraya vardığımda. Etrafta kamp alanı aramaya başladım. Ama ne mümkün, her yerde kurumuş uzun otlar... Neyse kampingler var; ne kadar istiyorlar falan sorayım dedim. Sadece çadır alanının kirasına 20 lira dedi. Ne duş ne elektrik ne de internet, hiç biri yok. Teşekkürler dedim çıktım. Aşağıda bir kaç tane büyük çadır gördüm. Yanlarına indim, hava karardı tabi bu arada. İşçilik yapan yabancılar var, orada kalıyorlar. Dedim gideyim, oraya bir yere kurarım çadırı da. Gitmez olaydım. Oraya inmemle sivrisinek saldırısına uğradım. Sinkov sürmeme rağmen ısırıyorlar her yerimden. Hemen kaçtım oradan. Artık darlandım, yapacak bir şey yok. Gidip otel ile konuşup orada konaklayacağım.
                                                         Sabah uyanıp Truva'yı geziyorum.
                  Film geliyor aklıma ama filmdeki at bu değilmiş. Filmdeki atın Çanakkale'de kordonda olduğunu öğrendim ve oradan ayrıldım. Çanakkale'de açık hava müzesini gezdim. Çanakkale Savaşı'nda kullanılan toplar, mayınlar ve Nusret Mayın Gemisi'nin olduğu yere gidip gezindim.
Boğazdan çıkarılan Alman denizaltı
Nusret Mayın Gemisi
              Ardından karşıya, Gelibolu yarımadasına geçtim ve oradayken rota değişti. Gelibolu'dan Lapseki'ye tekrar geçip Bursa üzerinden devam edecektim ama adayı gezdikten sonra sahilden yol almak istedim. Uçmakdere rampasını çok övdüler bunun da etkisi oldu tabi. Adayı gezerken de sizlere söyleyebileceğim tek şey, toprağın acı duyduğunu hissettiğimdir. Başka bir söz söyleyemiyorum anlayın beni.
              Şarköy üzerinden sahilden yola devam ediyorum. Ancak nasıl devam ediyorum halimi görmeyin. Herşeyi yanımıza aldığımızı düşünürken alerjimin olduğunu aklımdan çıkardım. Baharda olur geçerdi Ankara'da. Hatta sadece mayıs ve haziran aylarından sonra düzelirdim. Abi geldik Eylül ayına ne alerjisi hala? Sormayın. Günde 100 hapşırık abartısız. Çoğu da bisiklet üzerinde. Eklemeden geçemeyeceğim: Şarköy'e giderken Kamil Koç otobüs firmasından bir araç yolcu indiryor. O sırada bir kaptan sigara içiyor. Neyse yanına gittim. "Şimdi burada Şarköy tabelası var. Hocam burdan mı gitsem kısa sürer, dolaşıp yukarıdan mı gitsem kısa sürer?" Dedi ki "burdan gidersen 26km yokuş aşağı salanırsın." Bende adama inandım ve dediği yoldan gittim. İlk 2km den sonra çıkmaya başladım. Hava karardı ben hala çıkıyorum. Tabi adama saydıklarım ayrı bir konu. Bayağı bir tırmanışın ardından sonunda bir 6km iniş ve Şarköy'e varışım. Şarköy'den ne kadar bahsettiğime gelince de. Sevgili abim telefon konuşmamızda oraya uğra dedi, telefonu kapattı. Bana Deniz abin (Abimin arkadaşı ben yolculuk doktorum) orada demedi. Neyse ben Şarköy'e varıp kampımı sahile attım. Ardından çıkıp çarşıyı gezdim. Akşam neyi meşhurmuş öğrendim. Sabah uyanıp gezdim. Sonra Tekirdağ'a doğru yola çıktım. İlçeden çıkarken de düşünüyorum, abim neden buraya uğra dedi diye, bir anlam çıkaramadım. Şarköy'den çıktım. Tekrar telefon: arayan bu sefer ablam. Ablam neredesin falan dedi. Şarköy'ü geçtim abim aradı, oraya uğra dedi, niçin dedi diye düşünüyorum falan dedim. ablam demesin mi Deniz abin orada çalışıyor Tolgacım :D hoppala. Bu şekilde Şarköy bende ayrı bir öneme sahip oldu. Tekirdağ'a giderken sahil yolunu kullanıp devam ediyorum. Bir yerden de nerede o meşhur çıkış diye düşünüyorum. Sol tarafımda dağ var ama dağ dik. Oraya yol vurmazlar diyorum, ne kadar daha gideceğim derken önüme baktım. Gerçekten dağda sağlı sollu yol var. Eğimi kırıp böyle bir yol yapmışlar dağa. Çıkış başlayacak tamam. Uçmakdere'de amcanın tekine soruyorum kaç km bu çıkış diye. Yaklaşık 10 km ama inişi de var bir noktada dedi. Sonra ben tırmanışa devam ettim. Yorucu ama yol size sıkıntı vermiyor çıkarken hoşunuza gidiyor. Alt tarafta deniz var siz sürekli yükseliyorsunuz.
Çıkarken durduğum noktaların birinden görüntü
            Sonra tırmanmaya devam ettim. Birazcık iniş var ama tehlikeli; yan taraf uçurum. Ardından tekrar tırmanış. Sonra zirveye yakın öğreniyorum ki burası Işık Dağı ve tepede yamaç paraşütü yapıyorlar. Düşünün ne kadar tırmandığımı. Oradan sonra inişli çıkışlı gidiyor. Yol ama bozuk benim sol ön bagaj. Hakan ile birlikte pedallarken Köyceğiz'de sıkıntılıydı. Orada halledip devam etmiştik sonra hop Tekirdağ'ın köylerinden birinde koptu tamamen :D Al başına belayı.
          Tüm bunlar olurken hala hapşırmaya devam tabi. Hapşırma ile oluşan dengesizlik yüzünden ne yapacağımı bilemedim. Gidon çantamın ipini sol tarafa doladım bu şekilde sağa çekme gücünü birazcık kesti. Kaskı çıkarıp sol tarafa bağladım sonra kaskın içine gidon çantasından kamera, fotoğraf makinesini falan koydum. Ardından 20 km'lik bir yolu bu şekilde geçtim. Tekirdağ'da çırt diye adlandırdığımız kelepçe ile geçici çözüme gittim. İstanbul'a kadar idare etsin beni düşüncesiyle. Bir bakıma ihtiyacı var yoldaşın.
              Tekirdağ'da rakoczi müzesini gezip Özcanlarda köftesini yedim ve kamp alanı için yola çıktım. 12 km kadar sonra hava karardı. Trafik polislerine kamp alanı sordum. 5 km ötede var dediler, gittim çocuk 30 lira dedi. Dedim sadece çadır alanı için mi? İşine gelirse dedi. O tavrı içime çok dokundu. Dedim duş imkanı falan elektrik internet vs yok dimi dedim hayır sadece konaklama için dedi. Peki 10 km ötede pansiyon fiyatları o kadar siz bu çirkinliğinizle kalın deyip ayrıldım oradan. Azıcık ileride bir benzin istasyonunda durdum konuştum adamlarla. Gel kardeşim kur şuraya diye çimenlik gösterdi hemen ama sabah 6'da uyandırırım patron geliyor gelmeden kaldır dedi tamam dedim  hemen. O noktada Uçmakdere rampasıyla birlikte 90 km yol yapmıştım. Sonra çadırı kurmaya yeltenirken oradaki kilise tarzı bir mescidi gördüm. Yol yorgunluğunun verdiği halsizlikle kendimi oranın içine atıp uyudum. Sabah 6'da kalkamazdım çünkü. Uykumu aldıktan sonra İstanbul kaç km hemen inernetten bakayım dedim. Ben taksime varacağım 125 km yazıyor haha. Bana uzun yol yoruldum zaten artık. Ama arada bir yerde kamp da kuramayız artık, koca şehre giriyoruz otel olacak ya da varacaksın taksime, ardından Beşiktaş'a arkadaşlara gideceksin. Bastım bende basarken hep taksimdeki olayları düşündüm ve dün gece orada direniş devam ediyordu. O zaman bu akşam orada olmalıyım dedim ve bastım. Akşam taksime vardım ama nasıl vardığımı bir tek ben biliyorum. Nasıl bir yorgunlukla nasıl bir kalabalık trafikte aptal sürücülerle uğraştığımı da... Hop ben geldim 90 gün oldu yola çıkalı buraya gelmek için diyemedim. Etrafta çevik kuvvet istiklalde insanlar kendi havasında. Gezi parkını gezdikten sonra Beşiktaş'a yolda Fethiye'de tanıştığım Çeşme'de  ziyaret ettiğim ve burada yanlarında kalacağım neşeli bir çiftin yanına Emre ve Türkan'ın yanına. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Önümüzdeki günlerde kendileri bana yardımcı da olacaklar hayallerime ulaşmak için atacağım adımda :D
Beşiktaş'tan ayrılırken.
           Bu arada yol boyunca denk gelen ilk bisiklet etkinliği. Festivali demiyorum çünkü burada denk gelen bisiklet ve film festivali. Neyse bu ilk Emre ve Türkan ile konuşup kendileri bu organizasyona katılmaya ikna ettim. Büyükada'da pedal çevireceğiz beraber. Ben onlardan ayrıldıktan sonra abimin yanına Kadıköy'e geçtim. Kadıköy o sırada direniyor yoldaş ile bende sokaklardan geçip abimin evine ulaştık. Ertesi gün Kadiköy'ü gezdirdi abim bana. Sokakların nabzını tutmuş gibi olduk bir yere oturduk. Abimin arkadaşı Soner abinin de bize eşlik etmsiyle yapılan sohbet benim için dönüm noktalarından birisi oldu. Hayatımda alacağım kararları o sohbetten sonra daha bir netleştirdim diyebilirim. Sonra sessiz sakin evimizin yolunu tuttuk. Ertesi günde çık İstanbul sokaklarında kaybol dedi abim. Ben de yoldaş ile beraber İstanbul'u gezmeye başladım. Sultanahmet'ten başlayarak. Yerebatan Sarnıcı Topkapı Sarayı Ayasofya ve oradaki arkeoloji müzeleri derken oradan Galata Kulesi yaptım. Aslında kısa süre için güzel bir gezinti yaptım. 40 km pedal çevirerek bunları yapıp eve dönebildim. Eve dönerken de İstaiklal'de ufak çaplı bir olay daha oldu bitti. Yarın adaya geçip pedal çeviriyoruz. Ardından Ankara yolculuğu başlıyor.
Saygılar

7 Eylül 2013 Cumartesi

Daha Neler Olacak Acaba

                İzmir'e geldiğimde oluşan mali kriz nedeniyle İzmir'i gezemedim. Seferihisar, Çeşme, Alsancak derken Aliağa'da kamp attım. Çadırı kurduğum yerin 50 metre ötesinde bir işletme var. Makarna yapacağım yağım yok (Sana yağ alalım demiştim Hakan efendi). Cepte para da yok hadi bakalım. Birazcık yağ istemek için gittim; işletme sahipleri kapıda oturuyorlar. Durumu anlattım, "birazcık yağ alabilir miyim?" dedim. Tam oturanlardan biri ayaklanıyordu ki hemen karşısındaki durdurdu. "Kardeşim açık yağ yok, satıyoruz istersen" dedi. Peki dedim, teşekkür ettim döndüm çadırıma. Olayı gören çadırcılardan biri ben döndüğümde yağ getirdi. "Yemeğin yoksa yemek de verelim" dedi. Bir tarafta insanlığını parayla kaybetmiş olanlar, diğer tarafta hala bu gibi durumlarda yardımcı olan insanlar... Tuvalet bile para ile -1 lira- haha. Napcaz ya gireceğiz ya da araziye yolculuk... Neyse gece yattıkları zaman girdim tuvalete. Sabahında çantamda kalan salçacığın tekini tuvalet ücreti olarak görmüşlerdir diye ümit ediyorum hehe. Ertesi gün oradan Altınova'ya, Ankara'dan yola çıkarken beni yolcu eden arkadaşlarımdan biri; Kaan orada. Yazlıklarında denk geliyoruz. "Geliyorsun bize" gibi kısa, net cümleler kurdu telefonu kapattı. Tamam geleyim güzel kardeşim ama bir yolu tarif et, öyle kapat. :D
               Babası aradı yolu tarif etti, o şekilde vardım eve. Tam zamanında gelmişim hemde, mangal var gel Tolga gel...
Oturur oturmaz önüme bir bardak geliyor; içi rakı dolu. Benim rakı ile nasıl bir muhabbetimin olduğunu beni yakından tanıyanlar bilir. Ama bardak dolduruldu ve önümde. Üzerine bunu Muammer enişte doldurdu yani, gel de içme. Neyse güzelce karnımı doyurdum. Kaan gelmişken kal bir kaç gün dedi. 
               Ertesi gün, gün batımını izlemeye Şeytan Sofrası'na, ardından da Cunda Adası'na geçtik. Geçerken Türkiye'nin ilk boğaz köprüsünün burada olduğunu öğrendim; hemen notumu aldım.
              Tamam gün batımı güzel. Görmeye değer ama insanların güneş battıktan sonraki alkışlarını anlamamı beklemeleri garip. Hep birlikte alkışlıyorlar eheh. Cunda'yı geziyoruz. Bu arada ben olmayan parama bakmaya gidiyorum ve bir anda olduğunu görüyorum. Dünya küçük, elbette karşılaşacağız; ben de size sevgilerimi sunacağım. Teşekkür ediyorum. Bu olay da bana sağlam bir ders oldu tabi. Neymiş? Cebinin ayarını bileceksin! Bilmiyor musun? O zaman kendine saklayacaksın kardeşim, olay budur.
                              Bu güzel insanların arasında 3 gün kaldıktan sonra yola çıkıyorum tekrar.
                 Sonraki durağım aslında bir hüzün benim için. Yakın zamanda kaybettiğim kuzenimin evine gidiyorum; karısını ve kızını görmeye. Akçay'a girer girmez üzerime bir yük de bindi. Yengemde beni gördükten sonra hissettirmek istemese de benim algıladığım bir acı vardı. "Şimdi burada olsaydı bayılırdı, seni oraya buraya götürürdü Tolga" sözleri beni oracıkta bitirdi. Gece sahile indim; kendisini bol bol andım. Nur içinde yat Hasan abim. Daha fazla kalamadım orada. Sabah ayrıldım aralarından. Sonra yol beni Assos'a attı.
                                                                          Antik Liman
                 Buradan yukarı kaleye çıkarken bir taraflarım terledi hehe. Yaklaşık 3 km kadar. Yukarıda kaleyi gezdim. Kalenin tepesinde arkeolojik kalıntı var.

İşin ilginci ya da ben ilk kez gördüğüm için ilginç geldi; oradaki yapıtları en ince ayrıntısına kadar çizen insanlar var.
Olay da; belgelendirmek gerekiyormuş. En iyi şekilde, en ince detayına kadar çizilmesi gerekiyormuş.
                Kadırga Koyu'nu da gördükten sonra artık Truva'ya gitmek lazım. Güzergahta küçük bir değişiklik yaptım: Çanakkale'den Trakya'ya geçip Gelibolu'dan tekrar Anadolu'ya dönmeye kararı aldım. Nedeni de açık aslında. Bu arada ben yoldayken ODTÜ'de direnen arkadaşlarımdan haberleri alıyorum. Buradan dönmemek için kendimi zor tutuyorum. Geliyorum arkadaşlar direnin!
Sevgiler, saygılar...

1 Eylül 2013 Pazar

Nüzhet Hocam ve 3.Etap Sonu

                  Datça'da beni Nüzhet hocam karşıladı. Evinin kapılarını açtı bana. Kendisi ile 2. Bolkarlar Bisiklet Şenliği'nde tanışmıştık. Ben Mersin'den geçerken de hocamla vakit geçirmiştik. Sonra burada yeniden kesişti yolumuz ve o zamana kadar hocam ile bir tane bile fotoğrafımın olmadığını fark ettim hehe.
              Akşamı Nüzhet hoca, kardeşi ve kızı beraber geçirdik. Ertesi sabah 6'da yolculuk Knidos'aydı. Datça'nın burununda bir antik kent. Hocam sabah kahvaltı yapmadan beni rampaya saldı. Mesudiye'de denizin kenarına gelene kadar açım açım diye inledim. Bazılarını duydu hocam; bazılarını duymazlıktan geldi; bazılarını ise kızmasın diye ben duyurmadım kendisine :D.Neyse biz deniz kenarına vardık.
           Buradaki kahvaltıdan sonra kendime geldim. Aç ayı oynamaz demişler değil mi? Sonrasında pedala devam; bük bük gezip Knidos'a.
                   Yolda giderken gördüğümüz koylar doğal güzelliği ile insanı mest ediyor.
                                          Knidos'a gelmeden rampayı çıktık bir mola verdik.
                                                                   Ve Knidos küçük tiyatro
                    Öğle sıcağını burada geçirdikten sonra akşamüstü yola çıktık. Hocam: "sen önden git, uygun yerde beklersin" dedi. İlk başta öyle yapmaya karar verdim. Bir süre öyle devam ettik ancak sonra düşündüm, bütün ekipman bende. Hocam yolda kalsa sorun olacak. Sonra hocamı öne aldım ben arkadan pedallamaya karar verdim.
https://www.facebook.com/photo.php?v=10151794554404076
                    Görüntüde hocam gözükmüyor gopronun azizliğine uğradım ne yapalım alay konusu oldum ama sağlık olsun :D
                    O gün Nüzhet hocam ile birilikte 76 km pedal çevirdik ve hocam gayet formdaydı. Ertesi gün saat 9.30 feribotu ile Bodrum yolcusuydum. İlk günden kahvaltı yapmadan yola çıkınca hocam sanırım jest yapmak istedi. Yola çıkmadan önce kahvaltı hazırlamıştı hehe :D Hocam her şey için en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Aynı şekilde aileye de selamlarımı iletiyorum.
                    Datça'dan feribot ile Bodrum'a geçtim. Bodrum'da çocukluk kankimle buluştum. Kendisi Bodrum Imperial Otel'de çalışıyor. Beni lojmana yerleştirdi. Ertesi gün de izinliydi şansa bak. Bodrumu bir güzel gezmiş oldum sayesinde. Oda arkadaşlarıyla muhabbetlerimiz de anılarım arasına girdi. Sonra 5. günün şafağı demiştim videoda:
https://www.facebook.com/photo.php?v=10151791268984076
                    Hakan'ın yanına yetişmek için yola çıktım ve yetiştim. Geceyi Kuşadası'nda Hakanların evinde geçirdikten sonra yola çıktım. Hakan da Ankara'ya yola çıktı ama otobüsle tabi.
                   Efes'i gezdikten sonra Seferihisar'da buldum kendimi. Kamp atacak yer ararken kendimi bu güzel insanların arasında buldum. Sığacık diye bir sahil kasabası... Teos Antik Kenti yolunda Şah Gözleme isimli küçücük bir yer. İşleten Hatice abla dünya tatlısı bir insan. Sizleri de bekliyor. Akşam orada konaklayan bir çift: Yılmaz hocam, Neslihan hocam ve kızınız; sizlere de hoş sohbetiniz için teşekkür ediyorum.
                   Sabah Hatice ablamın kızı Seda geldi. Off off onun sesiyle uyandım. Amanın o nasıl bir neşedir sabah sabah? Annesiyle konuşuyor; ben uyandım dinliyorum:
-Anne bu kim?
-Tanrı misafiri kızım yoldan çevirdim alıkoydum (haha)
                   Kimmiş; nereden gelmiş; ne yapıyormuş? sorularıyla böyle gülerek uyandım. Neşe doldum; uzun zamandır böyle uyanmamıştım. Sabah ben uyandım diyene kadar Seda işe gitti. Akşama kadar beklersem de mantı yapacakmış ancak 24 saat geçerliymiş. Gidersen olmaz sözünü de iliştirdi hemen hehe. Sonra bir çift geldi yanımıza tam 52 yıldır dost olan bir çift: Nur ablam ve Fehim amca. İnanılmaz bir hikayeleri var ama hikaye bende kalacak mecburen :D
           Akşamüstü Çeşme'ye pedal dönecek. Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı. Gündoğdu Meydanı'na yetişmek lazım değil mi?
Sevgiler...

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Macera,Macera Kampında Devam Ediyor

                Ölüdeniz rampasından sonra macera kampını bulmak çok da zor olmadı. 2,5 km'lik bir arazi yolundan sonra macera kampına ulaşıyoruz. Şimdi buranın nasıl bir yer olduğuna gelince sadece bir kaç olaydan bahsedip geçeceğim. Bura, aktivitelerin olduğu ister çadırda ister bungalow evlerde kalabileceğiniz kamping alanı. Elektrik jeneratör aracılığıyla saat 8'den 1'e kadar var. Onun dışında elektrik yok. Dağın başında, ormanın içinde bir yer. Aktivite demiştim ama bunlardan bahsetmedim. Hemen değineyim: Yamaç paraşütünden, safari, dalış, yürüyüş, tırmanış, bisiklet, kanoya kadar çeşitli aktivitelerin olduğu bir kamp alanı. Bunların hepsi güzel hoş ama tek bir sıkıntısı var; hepsi pahalı yani benim için kesinlikle pahalı. Biz de Hakan ile oturup konuştuk ve tek bir aktivite yapmaya karar verdik.Yamaç paraşütü. Benim için inanılmaz bir deneyimdi. Hele havada dönerken kanımın çekildiğini hissettim. İndikten sonra kamp alanına kadar yaklaşık 3 km'lik bir yokuş yürüdük. Yorgunluk oradan başladı işte.
                                                             1800 metre Baba Dağı
                 Akşamüstü günün yorgunluğuyla Köyceğiz'e doğru yola çıktık. Göçek ilçesini geçtikten sonra bisikletlilerin giremediği tünele girdik. Bu tarafta gişe yok, yol paralı. Eğer tünele girmezsek ciddi bir rampa var. Bizde de yorgunluk var. Hava da kararmış yapacak bir şey yok girdik. Kenardan kenardan gidiyoruz yoldan gitme ihtimaliniz zaten yok. Tünel bir gidiş bir geliş. Neyse tünelin ortasına gelince güvenlik kendi aracı ile geldi. "Oraya geri dönün kardeşim yasak hemen dönün geri." Fevri bir şekilde konuşuyor. Hakan tatlı dil modunda, ben deli modundayım. Biraz daha konuştuktan sonra "tamam ilerleyin ilerde tutanak tutacağım hakkınızda" dedi. Tünelin geldiğimiz tarafına gitti ve geri dönüp ilerde bizi bekledi. Hakan adamın yanına varıp tatlı dil ile konuştu. Bir güvenlik daha geldi. "Bölge trafiğe haber verdim, yoldalar" dedi. Hakan'ın konuşmasından sonra adamlar trafik gelmeden gidin hadi dedi. Olayı bu şekilde atlattık ancak gelelim bu olaya benim bakış açıma: Yol paralı, tehlikeli de, eyvallah. Madem öyle, bisikletliler için vs oraya bir araç koyulamıyor mu? Kaldı ki sen minibüsünle bizi yoldan geri çevirmeye gelmişsin. "Yol paralı kardeşim, geçirelim seni sağ salim şuradan" diyemiyor musun? Oraya gelip geri dön birader, hemen dönüyorsunuz geri! diye bağırıyorsun. Senin insanlığın nerede kardeşim? Gecenin o vakti oradan geçiyoruz yolun parası da çok önemli ise veririz parasını. İstemezsek zaten girmeyiz o yola değil mi? Kaldı ki 2 aydır yoldayım onca tünel geçtim. Paralı olan sadece bu tünel; onu da anlamış değilim zaten. Neyse olayı devlet meselesine çevirmeden geçiyorum.Tünelden sonra biraz yokuş aşağı sallanıp ilk benzinlikte gecemizi geçirdik. Ertesi gün Köyceğiz'e Mersin de tanıştığım arkadaşım Çağdaşın yanına geçtik. Çağdaş bize evini açtı.
              Çağdaş'a ve ailesine bu konukseverlikleri için çok teşekkür ediyorum. Özellikle nenemin ellerinden öpün, dikkat edin ona :D Ertesi gün sıcakta ne yapalım derken Çağdaş bizi şelaleye götürdü. Şelaleden bir bölüm:
               Hakan dalgasını geçmiş benimle ama elimde bir sürü video var Hakan; hatırlatayım yani hehe :D
           Akşamüstü oradan da ayrılıp Marmaris'e doğru yola çıktık. Yolda 3 kişilik motorcu bir kafileyle karşılaştık, selam verdiler, yanlarında durduk.

                 Kendileri ile kısa bir sohbetten sonra yolumuza devam ettik; tabi onlarda. Marmaris'e 10 km kala bir benzin istasyonunda durduk. Yol hakkında soru soruyoruz rampa çok mu diye. Oradaki çalışan, tatlı bir rampa var dedi; ondan sonra iniş dedi. O tatlı rampayı çıkarken Hakan neler söylüyordu, kendisine sorun hehe. Öyle böyle Marmaris'e vardık.
               Geceyi sahilde geçirdik. Çadır kurmadık, bisikletleri ağaca yaslayıp kilitledik. Yol boyunca Hakan hep emniyetçi, garanticiydi: "bak oğlum bir şey olacak" dedi, bende salladım. Neyse sabah uyandık, güzel. Şöyle bir baktım etrafıma, her şey yerinde gibi. Sonra ayağa kalkacağım zaman anladım ki sandaletlerim yok :d. Yapacak hiç bir şey yok arkasından edeceğim küfür dışında. Ulen sandalet o ya napacan sen onu ya? Moralim bozuldu tabi. Sonrasında Hakan'ın Kuşadası'na gitmesi gerekti. Marmaris'ten Kamil Koç turizme Hakan'ı bindirip tek başıma Datça yoluna girdim.
                %10 eğime sahip rampalara dayandım. Sonra havanın kararmasıyla en büyük tırmanışı yaptım ve ilk kez "çıktım ulen çıktım!" diye bağırdım. Ege ile Akdeniz'in buluştuğu yerde tulumumu serip yıldızlarımla uyudum (Ne olduğunu bilen insanlar anladı).
Sabah kendimi daha özgür ve hafiflemiş bir ruh haliyle buldum ve Nuzhet hocamın yanına -Datça'ya- pedallamaya başladım. Şuan da Datça'da Nuzhet hocanın misafiriyim.
5.günün şafağı Hakan unutma, oradayım hehe.
Saygılar...